Bellek 2.BÖLÜM – Carpe Diem Anı yaşamak gerçekten o kadar eğlenceli midir?

Bellek 2.BÖLÜM – Carpe Diem Anı yaşamak gerçekten o kadar eğlenceli midir?

Hiç “Nasılsın?” ile “Bugün nasılsın?” soruları arasındaki farklı düşündünüz mü? Bu iki soru arasında ne fark olabilir ki? “Bugün nasılsın?” sorusunu cevaplamak ne kadar zor olabilir ki? Hiç bu soruyu cevaplamak için ne gerektiğini düşündünüz mü? Önce bir nasıl olduğumuzu bilmemiz lazım daha sonra da dün nasıldık acaba bunu bilmemiz lazım yada geçen hafta nasıldık ve bunlar arasında bir karşılaştırma yapıp cevap vermek gerekir bu soruya. Şimdi öncesi olmayan, öncesi ile şimdiyi karşılaştıramayan bir adam için böyle basit bir soruyu cevaplamanın ne kadar stresli bir iş olduğunu düşünün. Öncesi olmayan bir insan sizce böyle bir soruyu nasıl cevaplar? Cevap aslında basit: cevaplayamaz. Öncesi olmamak kısmını da tahayyül edemediğimiz de ayrı bir gerçek tabii.

Bugün Clive Wearing ile tanışacağız her ne kadar kendisi H.M. kadar meşhur olmasa da o da başka bir alanda “en” unvanına sahip, kendisi tıp tarihinin bilinen en ağır amnezi hastası. Üşengeçlikten dolayı yine ismini ufaltıp CW diyeceğiz. CW yetenekli bir müzisyen. 1985’de Herpes Simplex virüs enfeksiyonundan dolayı hipokampüsün de içinde bulunduğu bir kısım beyin bölgesi hasar görüyor. Normalde basit bir soğuk algınlığına sebep olan bu virüs çok nadir durumlarda beyin iltihabına (encephalitis) sebep olabiliyor. CW de işte bu çok şanslı arkadaşlardan.

CW 1985 yılında bir gün baş ağrısı şikayeti ile eve gelir, ertesi gün titremeye başlar ve baş ağrısı aşırı artmıştır. Eşi Deborah evde kalmasını ve bir şey olursa onu aramasını söyler fakat Clive onun telefon numarasını hatırlayamadığını söyler. Numarasını bir kağıda yazıp eşine veren Deborah daha sonra eşinin, numaranın yanına Deborah Wearing diye not düştüğünü görür ve haliyle telaşlanır, doktora haber verir. Doktor nezle teşhisi koyar ve ağrı kesici verir.

Daha sonraki günlerden bir gün Clive evin adresini hatırlayamadığı için kaybolur. Polis tarafından bulunur ve eve getirilir, eve geldikten sonra ateşi yükselir. Ambulansla hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken bilinci gidip gelir. Bazı taramalardan sonra doktor Clive’in beyin iltihabı geçirdiğini ve %80 ihtimal ile de öleceğini söyler. Deborah Clive’in soğuk algınlığına bile yakalanmadığını söyleyerek şaşırır, doktor da bazı durumlarda virüsün hiç bir belirti göstermeksizin uyku halinde kalabileceğini ve çok çok nadir durumlarda da beyne ulaşabileceğini söyler.

Birkaç gün sonra Clive’in ağrıları geçer ateşi normale döner fakat beyin taramaları durumun hiç de parlak olmadığını söyler. CWde hem ileriye dönük hem de geriye dönük amnezi durumu ortaya çıkmıştır yani ne geçmişteki anıları hatırlayabiliyor ne de yeni anı oluşturabiliyordur. Yani birgün konuşma imkanı bulup da biraz zorlarsanız sadece üç şey hatırladığını görürsünüz: adını, uzun süredir uykuda olduğunu ve eşi Deborah’ı sevdiğini. CW ayrıca her ne kadar müzisyen olduğunu notaları okuyabildiğini unutmuş olup inkar etse de bir piyanonun başına oturttuğunuzda sanki hiç hasta değilmiş gibi güzel çaldığını görürsünüz.

Bir süre konuşma bozukluğu çeken Clive her şeye tavuk demeye başlar. Sağdan soldan çıkarak insanlara şaka yapmaya hatta hareket halindeki arabalardan atlamaya başlar. Eşyaları sağa sola atma, agresif hareketler, eşine karşı şiddet etrafındaki insanları ondan uzaklaştırır.

Bayağı yoğun sancılar geçirdikten sonra eşi Deborah da hayattan soğur ve doktorları ve arkadaşları tarafından yeni bir hayat kurması gerektiği söylenir. Clive’in sürekli “ilk defa bir şey duyuyorum”, “Sanki ölü gibiyim, Ne zamandır bu durumdayım” tarzı sorularını cevaplamaya çalışırken girdikleri sonsuz döngülerden sonra 1993 yılında Deborah bu duruma daha fazla devam edemeyeceğine karar verir ve Amerika’ya taşınır.

Doktorları muhabbet kurarken belleğini zorlayacak konular açmamaya özen gösterirler, mesela “bugün çok güzel bir gün” tarzı bir cümle kurmazlar çünkü bu, dünün nasıl olduğunu düşünmeye iter bu da Clive’i umutsuzluğa düşürür.

Psikologlarından biri olan Baddeley, CWnin durumunu şöyle anlatıyor:

“Clive’de aşırı derecede hafıza kaybı vardı ve birkaç saniyeden daha uzun bilgi depolayamıyordu. Sanki sürekli bilinci yeni yerine gelmiş gibi davranıyordu ve not defterine sürekli böyle not düşüyordu. Her seferinde bir önceki yazdığının üstünü çizerek ‘şu an bilincim yeni yerine geldi’ yazıyordu. Clive kim olduğunu biliyordu ve eski hayatını kabaca özetleyebiliyordu. Kitap okuyamıyordu ve herhangi bir TV programını takip edemiyordu çünkü daha önce ne olduğunu hemen unutuyordu. Şimdiki zamanda çakılıp kalmıştı ve bu durumu ‘dünyadaki cehennem’ olarak adlandırıyordu. Fakat hafızasında bozulmayan bir yer vardı o da müzik yeteneğiydi. Korosuyla bir araya geldiğinde eşlik edebiliyordu”

 

Şimdi de eşinin “Forever Today” adlı kitabında söylediklerine kulak verelim:

“Gördüklerini ve duyduklarını algılamada sıkıntı çekmiyordu. Fakat göz açıp kapayıncaya kadar herşeyi unutuyordu. Gerçekten de gözlerini kapatıp tekrar açtığında yeni bir sahneye uyanıyordu. Gözlerini kapatmadan önceki sahneyi tamamen unutuyordu. Her bir göz açıp kapama ona yeni bir sahne yaşatıyordu. Nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye çalıştım…devamlılığı olmayan bir film gibi, bardağın yarısı boş sonra dolu, sigara birden uzun, oyuncunun saçı dağınık sonra toplu.”

“Sanki her uyandığında ilk defa uyanıyormuş gibiydi. Clive sanki bilinçsizlik durumundan yeni uyanıyormuş gibiydi çünkü daha önce uyanık olduğuyla alakalı herhangi bir delil yoktu elinde. ”

Bu durumundan rahatsız olan CW günlük tutmaya başlar, önce kağıt parçalarına yazar daha sonra da not defteri tutar. Fakat not defterinde yazılar genellikle şu şekildedir: “uyandım” yada “bilincim yerinde” birkaç dakika arayla yazılmış aynı cümleler.

“2:10 P.M: Bu sefer tam uyanığım….”,

“2:14 P.M: Bu sefer en sonunda uyanığım….”,

“2:35 P.M: Bu sefer tamamen uyanığım….”,

“9:40 P.M: Daha önce yazdıklarımın aksine ilk defa uyanıyorum….” Daha sonra bunun üzerini çizmiş ve şunu yazmış

“10:35te bilincim tamamen yerinde ve haftalardır ilk defa uyanıyorum”

bir sonraki yazıdan sonra bunun da üzeri çizilir.

CW kendini yazı yazarken videodan izlediğinde yazıyı yazarken bilincinin yerinde olmadığını iddia etmiş. Her ne kadar böyle anlatırken komik gibi dursa da tecrübe etmesi gayet korkutucudur, hayatında bir kez olsun benzer bir şeyi tecrübe edenler bilir.

CW kaldığı evin kısmi haritası gibi yeni kapalı anılar oluşturmayı başarmış. Her ne kadar odaların nerede olduğunu söyleyemese de banyoya, oturma odasına, mutfağa yalnız gitmeyi öğrenmiş, ama eğer yolda durup düşünürse nereye gideceğini yine kayboluyormuş. Mesela Deborah ona kahve yaptığı zaman kupaların, şekerin ve sütün nerede tutulduğunu bildiğini söylüyor, yani sorulduğu zaman nerede olduklarını bilmiyor ama kahve yaparken sıkıntı çekmiyor.

Bir gün genç bir psikolog CWnin şunu söylediği not etmiş: “Beş yıl süren bir gece hayal edebiliyor musun? Rüya görmek yok, uyanmak yok, dokunmak yok, tat almak yok, koklamak, görmek, duymak yok, hiç bir şey yok. Ölü olduğum sonucuna vardım.”

Yaşadığını hissettiği tek an eşi Deborah’ın ziyaretine geldiği andır. Fakat gittiğinde yine umutsuzluğa gömülür.

Oliver Sacks bir gün Deborah’a CW hakkında yazdığı kitabı göstermesini ister. Daha önce iki sefer göstermiş olmasına rağmen CW “Kitap mı yazdın? Tebrikler, hepsini sen mi yazdın aman Allahım” diye şaşırır. Sevinçle sıçrar eşine sarılır. Bu sahne bir kaç dakika içinde bir kaç sefer tekrarlanır her seferinde aynı şaşırma aynı heyecan ve aynı sevinç ile.

Bir gün Oliver Sacks, CW ve Deborah restorana giderler. Sacks şarap listesini CWye uzatır, CW listeye bakar ve şaşırır, “aman Allahım Avustralya şarabı! Yeni Zelanda şarabı! koloniler orijinal bir şeyler üretiyorlar ne kadar heyecan verici.” Bunun sebebi muhtemelen hala 60ların ortalarında yaşadığını sanmasından.

Her ne kadar bazı şeyleri hatırlayamasa da CW çocuklarını her zaman hatırlıyor. Boylarını görünce, dede olduğunu duyunca şaşırıoyr ve heyecanlanıyor. Bir de demin bahsettiğimiz gibi eşi Deborahı hiç unutmuyor her gördüğünde aynı sevinçle sarılıyor.

Oliver Sacks’a göre bu durumun sebebi duygusal bellek. Bir gün İsviçreli doktor Édouard Claparède ağır hafıza kaybı olan bir kadın hastasıyla el sıkışırken elinde gizlediği iğneyi kadına batırmış. Bir daha ne zaman aynı hastayla el sıkışmaya çalışsa hasta elini çekmiş. Bu durumun sebebini sorduğunda ise “Elimi çekemez miyim?”, “Belki de elinde iğne saklıyorsundur” ya da “Bazen insanlar ellerinde iğne gizleyebiliyorlar” gibi cevaplar vermiş. İnsan beyninin sebebini bilmediği halde mantıksal cevaplar vermeye çalışması ayrık beyin hastalarında da karşılaşılan bir durum. Yani kadın doktorla yaşadığı kişisel anısını hatırlayamasa da daha önce yaşadığı deneyime uygun bir tepki geliştirmiş. Bu durumu duygusal belleğin bir sonucu olarak görebiliriz Sacks’a göre.

Clive ve Deborah hastalıktan önce tanışıyorlarmış ve bundan önceki aşkları hastalığın etkilemediği beyin bölgelerine kazınmış. Tarihin gördüğü en büyük hafıza kaybı bile bu büyük aşkı silememiş deyip olaya ayrı bir hava katmak isterdim ama abartmaya gerek yok zira olayın aşkın büyüklüğü ile alakası yok minik sevecen virüsümüz duyguların işlendiği bölgeleri ziyaret etmemiş. Zira Deborah yanından geçip gidince CW onu tanıyamıyor. Yüzüne bakıp görmediği sürece neye benzediğini betimleyemiyor.

Ufacık bir virüs nelere kadir.

1Yorum
  • Nisa
    Posted at 14:49h, 29 Mart Cevapla

    güzel yazı, elinize sağlık.

Yorum Yaz