Düşündüren Makine

Düşündüren Makine

Zamanında bütün dünyayı fethetmek isteyen bir kral yaşardı. Kral ordusunu beslemek ve yeni ülkeler fethetmek için halkına yoğun baskılar kurdu ve haliyle halk isyan noktasına geldi. Bir söylentiye göre kral eşi öldükten sonra acısını unutmak için bu yollara başvurmuş ve eşi ölmeden önce bütün halkı krallarını çok severlermiş. Her ne kadar halkının sevdiği bir kral kulağa pek inandırıcı gelmesede söylenti bu yönde.

Birgün genç bir mucit bu iş böyle gitmez dedi bu gidişe bir dur demek gerek dedi. Bilgelere danıştı ve halkın her kesiminden temsilcilerle kralın yanına gittiler. Her kesimden insan oradaydı hatta hiçbir özün varlığına inanmayan inkarcılar ile hayatın bir anlamı olmadığını düşünenler bile oradaydı.

“Kralım” dedi mucit, oradakilerin sözcüsüymüş gibi öne atılarak: “köleniz olarak biz savaşlardan ve vergilerden çok yorulduk ve artık bu şekilde yaşamak istemiyoruz. Bu durumun değişmesini istiyoruz. Eski günlerdeki gibi başka işlerle uğraşıp özlerinizi tatmin etseniz bir aciz kölelerinizi pek mutlu edersiniz” dedi.

Kral biraz düşündü ve dedi ki: “siz de biliyorsunuz ki savaşmak, tanınmak, bilinmek ve itaat edilmek benim pek hoşlandığım şeyler arasında ve siz de hak vereceksiniz ki krallar hoşlandıkları şeyleri yaptıkça hayattan zevk alırlar.”

“Efendim” dedi bilgelerden biri, “siz en iyi şekilde bilirsiniz ki insanlar sevgi, haz, mutluluk, bilinme arzusu, merak, güç istenci ve benzeri birçok özden oluşur. Bizim halk olarak önerimiz sizdeki bilinme arzusu ve merak özlerini sizden almaktır bu şekilde bilinme isteği ile başka ülkeler fethedip halkınıza zulmetmeden de hayattan zevk alabileceksiniz.”

Kral biraz düşündü, güç istenci, bilinme arzusu kendilerinden vazgeçilmesini istemiyorlardı ve kralı ikna etmekte de zorlanmadılar. “Güç istenci olmayan bir kral olamaz” dedi ve devam etti: “size bir karşı önerim var. Demin saydığınız özlerin dışında bir de yorgunluk, isyan, bıkkınlık gibi özler de vardır dedi kral. Eğer sizlerden bu özleri alırsak ne yorulursunuz ne de isyan edersiniz ve şuan yaptığınız işlerden de memnun olursunuz.”

Kalabalığın arasından bir bilge hemen lafa karışarak “Efendimiz” dedi “siz daha iyi bilirsiniz ama yorgunluk, isyan ve bıkkınlık tarzı özler varlığımızın düzgün bir şekilde devam edebilmesi için gerekli olan özlerdir bunlar sayesinde varlığımızı tehdit eden şeylerden kaçabiliriz ve yaşamlarımızı sürdürebiliriz.”

Kral biraz düşündü, “ızdırap çekiyorsunuz ve yaşadığınız hayattan memnun değilsiniz öyle mi?” “O zaman” dedi kral “varlığınıza son verip ızdırap dolu bu hayattan hiçliğin dinginliğine sığınmaya ne dersiniz?” Herkesin gözleri açılmıştı. “Zira bu hayatta acı çeken her insan var olmanın mantıksızlığını kavramıştır” diye devam etti kral.

Bilge hemen söz alarak “ama efendim” dedi “biz yaşamak istiyoruz biliyorsunuz ki yaşama istenci özlerin en kuvvetlisidir.”

“Peki o zaman” dedi kral “sizden yaşama istenci özünü söküp alalım o zaman yaşama istenciniz kalmaz ve yaşama istenci özünüz mantıklı kararlar verme özünüzün önünü kesmez ve mantıklı kararlar verebilirsiniz. Zira acı çekiyorsanız ve bunun böyle devam edeceğini biliyorsanız mantıklı düşünüp kendinizi hiçliğin kollarına bırakmanız sizin için en iyi çıkar yol olacaktır.”

“Efendimiz” diye haykırdı bir köylü, “biz hiçliğe karışırsak sizin diğer ülkeleri fethetmenizi sağlayacak sizin işlerinizi yapacak ve sizin özlerinizi tatmin edecek insanlar kalmaz” dedi. Odada birden evet evet sesleri yükseldi ve kesildi. Kral hariç odadaki herkesin yaşama istenci özü varlığına bir anlam verebilmek için umutsuzca çırpınıyordu. “Bizim varlığımızın bir anlamı var ve bu da size hizmet etmek” dediler hep bir ağızdan oraya niye geldiklerini unutarak.

Kral da bir an için herkesi öldürmenin mantıksız birşey olduğunu düşündü.

Hiç kimse kendi özlerinden feragat etmek istemiyordu, köylülerden biri “o zaman” dedi “değişime direnen özü, bu kendisinden feragat etmek istemeyen özü yok edelim” dedi ama değişimin getirdiği korku köylünün sesini bastırdı çünkü değişim belirsizdir ve belirsizlik korkutur.

Mucit öne atılarak “Kralım” dedi “benim üzerinde uzun zamandır düşündüğüm ve çalıştığım bir önerim var”.

“Anlat bakalım” dedi kral. Herkes meraklı gözlerle mucite döndü.

Mucit boğazını temizledi ve “Kralım” dedi “bir makine yapacağız, düşünen bir makine, bir bilgisayar ve içinde gerçek dünyanın bir simülasyonu olacak. Bu bilgisayardan göz sinirlerinize, kulak sinirlerinize, duyu organlarınızdan gelen bütün sinirlere kablolar bağlayacağız ve ayrıca hareket etmenizi sağlayan sinirlerinizden de bilgisayara kablolar gidecek. Böylece dış dünyaya ait bütün bilgiyi duyu organlarınıza bu bilgisayar gönderecek.”

“Mesela” diye devam etti mucit, “mesela şuan bize bakarken gözlerinizin göz sinirlerinize gönderdiği sinyallerin birebir aynısını bilgisayar göz sinirlerinize gönderecek böylece tıpkı şuan yaşadığınız deneyimin aynısını yaşayacaksınız.”

“Sahte bir dünyada mı yaşamamı istiyorsun?” diye söze girdi kral.

“Hayır efendim hayır kesinlikle böyle bir şey istemiyorum” dedi mucit. “Siz en iyi şekilde bilirsiniz ki dış dünyadan gelen bilgiler anlamsız sinyaller düğümüdür onlara anlam veren bizatihi beynimizin kendisidir, duyu organlarımızdan aldığımız sinyaller gerçekliğin kendisi değildir gerçekliğin kendisi beyinde ve beynin özlerindedir.” “O yüzden” dedi mucit ve cebinden bir bıçak çıkardı, “o yüzden gözlerinizin, bu bıçağın sinyalini göz sinirlerinize iletmesi ile aynı sinyalin bilgisayar tarafından oluşturulup iletilmesi arasında gerçeklik temelinde hiç bir farkı olmadığını siz yüce efendimiz buradaki herkesten daha iyi bilirsiniz. Gözleriniz tarafından gönderilen sinyalin birebir aynısı bilgisayar tarafından gönderilecek ve efendim emin olabilirsiniz ki beynimizin hayata bir anlam verebilmesi için sinyallerin nereden geldiğinin hiç bir önemi yoktur.”

“Hem bu makine sayesinde sadece bu dünyanın değil istediğiniz herhangi bir dünyanın simülasyonunu oluşturabiliriz ve siz sadece bu dünyanın değil bütün kainatın efendisi olabilirsiniz. Bu bilgisayar sayesinde siz kendi özlerinizi istediğiniz şekilde tatmin edebilir ve biz aciz kullarınız da acı çekmeden hayatlarımızı devam ettirebilir ve kendi özlerimizi tatmin edebiliriz.”

Kral “madem öyle” dedi “sizi bu bilgisayara bağlayalım bilgisayarda oluşturacağınız simülasyon sayesinde istediğiniz dünyayı oluşturabilirsiniz böylece siz arzu ettiğiniz hayatı bu bilgisayar sayesinde yaşarsınız, herbiriniz kendi dünyasının kralı bile olabilir belki.”

“Kralım” dedi mucit “eğer herkesi bilgisayara bağlarsak siz efendimize hizmet edecek kulları nereden bulacaksınız? Ayrıca herkes için onca bilgisayar üretecek malzememiz ve vaktimiz yok. O kadar çok bilgisayar üretmektense bir tane üretip sizi bağlamak biz aciz kullarınıza göre en mantıklı seçenek.”

Kral düşünceli idi, belirsizlik normal insanlar gibi kralı da korkutuyordu. Mucit kralın yüzündeki korkuyu gördü ve son darbeyi indirmek için öne atıldı. “Efendim” dedi, “bu bilgisayar sayesinde bir süre önce hiçliğe teslim ettiğiniz yüce kraliçemizin de bir simülasyonunu oluşturabiliriz.”

Kralın gözleri açıldı. Mucit kralı zayıf yerinden vurmuştu. Kral eşine çok düşkündü ve kraliçeyi kaybettikten sonra çok zor günler geçirmişti. Eşini bir daha görme düşüncesi kralın ağzını bağlamıştı, konuşamadı, kekeledi, ama gerç…müm…başını salladı böyle bir şey mümkün mü dedi, biraz daha toparlandıktan sonra gerçek olmayan bir kraliçe diye mırıldandı.

“Kralım” diye öne atıldı mucit. “Kralım, anılarını da simülasyona yükleriz”. Bilgelerden biri hemen araya girdi “zaten insan dediğimiz anılarımızın toplamı değil midir?”

Zaten ikna edilmek isteyen kralın içinde kıpır kıpır olan bir şeyler vardı denemekten ne zarar gelir dedi, zaten insan ne için yaşar ki?

Mucit daha da bastırıyordu. “Kralım” dedi, “hem kraliçemizin beğenmediğiniz özlerini simülasyona eklemeyiz ve sizi daha fazla sevmesini sağlayabiliriz.”

Zaten derin düşüncelere dalan kral “beğenmediğim özler” diye mırıldandı, beğenmediği özü var mıydı acaba diye düşündü elbette vardı ama onlar olmazsa kraliçe o sevdiği kraliçe olur muydu ki?

Kral biraz düşündükten sonra “Olmaz” diye bağırdı, heyecanla bekleyen kalabalık biran da üzüntüye boğuldu.

“Kraliçeyi birebir aynı yapmanız şartı ile kabul edebilirim ancak” dedi kral. Deminki korkunun yerini heyecan almıştı artık kral sabırsızdı, bir çocuk gibi kraliçeye kavuşacağı anı bekliyordu.

Herkes hep bir ağızdan tekrar heyecanlanarak “siz nasıl isterseniz kralım” dediler, bir an önce yeni kraldan kurtulmak istiyordu herkes. Önce kralı uyuttular ve operasyon başladı mucit kabloları düzgün bir şekilde yerli yerine bağladı ama bağlayacağı bir hayli kablo olduğundan işi bayağı uzun sürdü ama sonunda başardı.

Kral aniden gözlerini açtı kabus görmüştü sanki yatağından doğruldu, eline koluna baktı herşey yerli yerindeydi. Fazla düşünmeye fırsat bulamadan kraliçe kapıyı çalıp içeri girdi. Kral kraliçeyi görünce gözleri ve kalbi yerinden fırladı, koştu sarıldı, kraliçe bu ani sevgi patlamasına bir anlam veremedi.

“Sen” dedi kral “anlamın kendisisin.” Kraliçe şaşkındı. “Efendim” dedi “savaş hazırlıkları için sizi aşağıda bekliyoruz” dedi ve çıktı. Kral sevinçten ne yapacağını bilemiyordu ve hazırlanıp aşağıya indi.

Kral ve kraliçe bu şekilde yıllar geçirdi, birçok ülke fethettiler ve kendilerine tabi olanların sayısı hızla arttı, hizmetkarları etrafında pır dönüyor ve herkes neredeyse tapıyordu krala ve kraliçeye yada öyle görünüyorlardı. Kral ve kraliçe çok mutluydular ama aynı şeyleri halk için söylemek pek mümkün değildi.

Bir gün kralın huzuruna bir takım insanlar çıktılar, bunlar mucitin merak özü ile donattığı simülasyonlardı ve isyan etmişlerdi. “Efedim” dedi topluluktan birisi, “bizi bu savaşlar ve vergiler çok yordu biz bu şekilde yaşamak istemiyoruz”.

Kral bu konuşmayı bir yerlerden hatırladı. Konuştular, tartıştılar, özlerden bahsettiler en son bir mucit çıkıp tasarladığı bir makineden bahsetti…

Hiç Yorum Yok

Yorum Yaz